Başka bir renk deneyin:
Başka bir font büyüklüğü deneyin: 60% 70% 80% 90%


 


ŞARLATANLAR

Bu gün sizlere yeni bir pencereden sesleniyorum. Şimdiye kadar sürdürdüğümüz bilimsel görşümüz ayni mihvalde devam edecektir.

Son günlerde ilaç sektörü gerek uluslararası platformlarda ve gerekse ulusal platformlarda ön planda olmaya devam ediyor. Birçok büyük ümit bağlanan ilacın peş peşe darbe alması, bazılarının yasaklanması, bazılarının ciddi uyarılara maruz kalması hem ilaç firmalarını ve hem de sağlık otoritelerini etkilerken, her zaman olduğu gibi şarlatanlar da meydanlarda yerlerini almaya başladılar. Biz şarlatanları 4 kategoride inceliyoruz:
1.       Kategori: Cahil şarlatanlar: Bunlar gazete ve televizyonlarda sıkça gördüğümüz cinciler, falcılar, medyunlar gibi herhangi bir tıbbi bilgisi olmadan şifa dağıttıklarını iddia eden sahtekar-şarlatanlardır. Maalesef özellikle bazı TV ler reyting uğruna bunları meşhur etmiş ve etmeye devam etmektedir.
2.       Kategori: Yarı cahil şarlatanlar: Bunlar cahil şarlatanlardan daha tehlikelidir. Ağızları iyi laf yapan bu kişiler tıp dışı her türlü branştan olabilir (kimyager, zıraat mühendisi, işletmeci gibi). Üç kuruşluk çıkarları uğruna olmayan tedavi yöntemlertini (özellikle bitkisel ilaçlar bunların iştigal sahalarıdır) hiç çekinmeden hastalara tavsiye derler. Sağlıkla alakaları olmadığı halde, üstüne üstlük anlamadığı referanslarıda vererek zeytin yaprağı ekstresi pazarlarlar ve hezaman kendilerine kendileri gibi yandaş bulurlar ve televizyonlarda bile bol bol boy gösterirler, üniversitelerin web sayfalarında bile reklamlarını yaparlar. Son senelerde Türkiyedeki bitkiler yetişmiyor gibi dünyanın her yerinden sözde ilaçları ithal ederek halkı zehirlemeye devam ediyorlar ve hiç kimse gıkını çıkartmıyor.
3.       Kategori: Okumuş, sağlıkçı şarlatanlar: Doktor, eczacı  gibi ünvanlara sahip bu şarlatanlar en tehlikelilerden birisidir. Bunların örnekleri saymakla bitmez. Zakkumculardan, mangal külü pazarlayıcılarına, zeytin yaprağı ekstresi satanlardan, yılan zehiri pazarlayanlara kadar çok geniş bir yelpazeleri vardır. Bazıları boşluklasrdasn faydalanarak veya ahlak dışı yöntemlerle özellikler ithal bitkisel ilaçlarına ruhsat alır ve pervasızca satarlar.
4.       Kategfori: Rütbeli şarlatanlar: Bunlar en tehlikeli olanlardır. Bir çoğu ilaç firmalarından beslenirler ve ünvanlarını kullanarak kurumları, doktorları, eczacıları ve halkı kandırırlar. Çoğu ilaç firmaları tarafından kurulmuş vakıf, dernek gibi kuruluşları arkalarına alırlar. Vajinal C vitamininin ülkeye çok gerekli olduğundan tutun, gulutensiz çikolatanın mutlak geri ödenmesi gerektyiğine kadar fetva verirler. Bağzıları çeşitli kurumlara da sızmıştır. İlaç firmaları ile çıkar ilişkisi herkes tarafından bilindiği halde ruhsatlandırmadan tutun, etik kurullara, geri ödemeden tutun satın almalara kadar her yerde ortaya çıkar velinimetlerinin çıkarlarını korurlar. Örneğin bunlardan bir tanesi zamanında biz Celebrex ve Vioxx’un ölümcül etkilerini söylerken, ruhsat komisyonu üyesi olmadığı halde zamanın ilaç ve eczacılık genel müdürü ile beraber ruhsat komisyonunu ve dönemin bakanın etkileyerek bu ilacı çok emniyetli olduğunu ispatlamıştı (!). Daha sonra kimin haklı olduğu ortaya çıktı ama bu arada bu satılık bilim adamları yüzünden binlerce kişi hayatını kaybetti. Ağababalı bu tip kişilerin hizmetlerini unutmaz ve daha sonra bunları çeşitli kurumlarda kullanarak, beslemeye devam ederler.... Benzer olaylar bu günde devam etmekte. Daha önce Farmamedya da defalarca yazdık, onlarca haber çıktı ama halen beslemeler antidepresssanları, Alzhaimer ilaçlarını, rimonabantları, osteoporoz ileçlerını, statinleri cansiparane korumaya devam ediyorlar. Diğer taraftan dürüst ve hakikaten bilim adamı olan psikiyatrist arkadaşlar antidepressanların etkilerinin plasebodan ancak %5-15 arasında farklı olduğunu, ciddi yan etkileri olduğunu ve ancak ciddi vakalarda uzmanlar tarafından kullanılması gerektiğini her platformda anlatıyorlar. Benzer şekilde ciddi bilim adamı nörolog arkaşlar kolinesteraz inhibitörü Alzhaimer ilaçlarının hastalığa çok fazla bir etkisi olmadığını, bu hastaları tedavi etmediğini gayet iyi biliyorlar, fakat elde başka ilaç olmadığı için, bir çok hastada hasta ve hasta sahiplerini memnun etmek için bunları kullandıklarını itiraf ediyorlar. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bütün dünyada olduğu gibi rütbeliler(!) arasında da ciddi görüş ayrılıkları mevcut... Bazıları ilaç firmalarının menfaatlarını, bazılarıda hastaların menfaatlarını koruyor, bir kısmı da kimin haklı kimin haksız olduğuna karar veremiyor...
Yazdıklarımızın örneklerini yan sayfada haberler içinde göreceksiniz. Bunlarla ilgili yorumlarımızı gelecek yazılarımzda yapacağız. Bu konularda artık sessiz çoğunluğunda sesini çıkartmasının zamanıdır.  Zeka özürlü olmayanlar konuşmaz ise, özürlüler baş ağrısının yanlız psikiyatrist ve nörologların işi olduğunu, başka doktorların bu hastaları göremeyeceğini iddia ederler. Bilmezler ki baş ağrısı 1. Basamak doktorların işidir. TC Sağlık Bakanlığı “tanı ve tedavi” klavuzunda dahi migren dahil, baş ağrılarının 1. Basamak  tıb hastalığı olarak kabul edilirken sırf muayenehanlerine hasta kaydırmak için rütbeli şarlatanlık yaparlar.
Notlar:
1.       Değişik şehirlerde binlerce kişinin hastalandığı salgına 15 gündür tanı koyaman bir sistem, ilaç sorununa nasıl çare bulacak? Semptomları mevsimsel değişiklik veya suya bağlayanlar hangi bilgilerle buna karar veriyorlar merak ediyoruz. Acaba Ankrada mevsimsel değişiklikler nezaman başlayacak veya sulara kanalizasyon ne zaman karışacak?!!!
2.       İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü çıkar çatışması olan komisyon üyeleri hakkında bir işlem yapacak mı?